| |
|
 |
| |
SUÇ SARAYI |
| Destek Yayınları- Haziran 2011 |
| roman 244 sayfa, ISBN-978-605-4455-49-2 |
Mesut ve Laçin kaybettiklerinin peşine düşmüş iki roman kahramanı. Kaybettiğimiz bir yakınımız, kaybettiğimiz adalet duygusu, bıraksak elimizden düşecek aşk. Memleketi sarsan bir hukuk davasını üstlenmiş avukat Laçin'in serüvenini izlerken, okur da kendi hikâyesinin, yaralarının ve kaybettiklerinin ardından gidecek. |
kitaba ulaşım >> |
| |
|
 |
| |
JİLET SİNAN |
| 188 sayfa, Can Yayınları, 2002 |
| roman 244 sayfa, ISBN-978-605-4455-49-2 |
Hayatımızdaki şiddet. Sokaktaki şiddet. Dildeki şiddet. Gönül Kıvılcım başka bir cumhuriyetin sokaklarında, aşağıdakilerin arasında gezerek, çok katlı bu şiddeti gözler önüne seriyor. Tecavüz, cinayet, intihar sıklıkla rastlanan, sıradan vakalar sokakta. Kıvılcım'ın anlatıcısı görünmez bir kahraman gibi sokakta yaşayanların arasında gezinerek, unuttuğumuz bir kapıyı zorluyor. Vicdan kapısını. Refah toplumlarında kapalı kalmaya meyilli bu kapının kilidi açılıyor Jilet Sinan'da. Vicdani bir meseleyle hesaplaşabilmek için tinercilerin, sokak çocuklarını suçları, hayalleri, küfürün gırla gittiği bir dil ve sokağın kendisi gözler önüne seriliyor. Hepimizin yanı başında ama çoğumuza ürkütücü gelebilecek bir alem bu. Okur gençlerin jilet kesiklerinden geçilmeyen ceketlerini sırtında hissediyor Jilet Sinan'ı bitirdiğinde… Ondan romanın anlatıcısı ile birlikte sokak çocuklarının cehennemden farksız hayatlarına klişelerden uzak bir gözle bakmayı denemesi bekleniyor. Sonra sokakta yaşanan aşklara geliyor sıra. Sokakta aşk daha acımasız, daha gaddar. |
|
| |
|
 |
| |
PARÇALI AŞKLAR |
| Everest Yayınları, Şubat 2004 |
| ÖYKÜ - 189 sayfa - ISBN:975-289-129-2 |
Aşık olduğunda evreni içine çekebilir insan. Dünyayı emen bir kara deliktir aşıkken, ışığı, tozu, telaşı, dünyanın geri kalanın yutabilir. Bir nevi şok tedavisidir aşk. Bir mucize. Bir imkansızlık. İmkansız olduğu ölçüde de unutulmaz ve büyük. Bu imkansızlığı anlatıyor Parçalı Aşk'ın dokuz parça öyküsü… Yolculuk, yazarın tekrarlayan bu izleği son kitabında da gösteriyor kendini. Yolculuğun yönü bu kez Avrupaya, İstanbul'un adalarına ve ilişkilerin göbeğine doğru. Ve "Aşk her defasında dibe çekiyor, daha dibe." |
kitaba ulaşım >> |
| |
|
 |
| |
Kasaba ve Yalanlar |
| Can Yayınları, 2001 |
| ÖYKÜ - 120 sayfa |
Taşranın sesi. Kadının sesi. Taşradaki kadının sesi. Gönül Kıvılcım, Kasaba ve Yalanlar'da taşraya çocukluğun kıyısından bakıyor. Görsel bir dilin ağırlıkta olduğu bu öyküler Anadolu'nun kokularını, renklerini, hatta zaman zaman türkülerini saklıyor içlerinde. Çocukların dünyası, kadınların dünyası, güvercin sevdalılarının dünyası iç içe geçiyor öykülerde ve yazarın kahramanlarını da okuru da uzun bir yolculuğa çıkarıyor. Bir iç yolculuğa. Bu yolculuğun güzergahı zaman zaman baba evinin yakınından geçiyor, zaman zaman kasabanın ilkokulunun yanından… Ve Gönül Kıvılcım başını geçmişe doğru çevirerek öyküler aracılığıyla yaşamı anlamaya çalışıyor. "Kasabanın evlerine tıkılı yaşamı." |
|
| |
|
 |
| |
Yaşayan Tanıklarla Karaköy |
| Heyemola Yayınları, Ekim 2009 |
| ISBN: 9789756121955 |
"İşte gene gemiler geçiyor denizin üstünden. İstanbul'un şiir gibi gemileri. İskeledeki lokantalardan birine oturuyor, bir bardak çay söylüyor, sonra İstanbul'un gri-siyah giyinmeyi seven insanlarını izliyorum. Farklı yaşlarda, çeşit çeşit insanlar geçiyor önümden. Kim bilir Türkiye'nin hangi yörelerinden buraya taşınmış insanlar. Sırt çantalarıyla turistler, ceketli kravatlı iş adamları, Karaköy'ün esnafı ve arada bir duyulan vapur düdükleri. O düdükler her şeyi maviye boyuyor. Hayatın rengi mavi burada." |
kitaba ulaşım >> |
| |
|
 |
| |
Kadın Öykülerinde İstanbul |
| Sel Yayıncılık, 2007 |
| 295 sayfa (haz. Hande Öğüt) |
Oya Baydar, Mine Söğüt, Karın Karakaşlı, Gönül Kıvılcım… 29 kadın yazar öykülerinde İstanbul'u anlatıyor. "Gökyüzünün kaybolduğu bir sokaktı burası. Ağaçsız, çiçeksiz… Ama şenlikliydi, seyyar satıcıların biri susar öteki başlardı. Balıkçılar, meyveciler, sebzeciler… Şişmananne taze balığı işitti mi örgü şişlerini toparlar, önündeki alçak sehpada onları bırakacağı bir yer bulur ve yitip gitmeden satıcıyı durdururdu. Pul pul balıklar, akın akın hamsi… Ona geçmişi, Karadeniz'i hatırlatan ne varsa bir rüzgarla içeri doluverirdi. " (Anneannemin İstanbulu) |
|
|
|
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
|